Yolumuz Devrim Aşkımız Devrim | DevrimForum |
Forumumuzda Daha İyi Vakit Geçirip Devrim ... İle İlgili Konular Hakkında Bilgi Alıp "Ulusal Kurtuluş Örgütü (UKÖ) " Ne Katılıp Burada Okuduğumuz Ve Aldığımız Bigileri Gerçek Hayatta da Yapabilmemiz İçin Sitemize Kayıt Olup "Ulusal Kurtuluş Örgütü (UKÖ) " Ne Katılmak İsterseniz "Ulusal Kurtuluş Örgütü (UKÖ) " Konusuna Gelip Başvuru Yapabilirsiniz İyi Forumlar Wink

Aynı Eski Rüya - Metin Çulhaoğlu

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Aynı Eski Rüya - Metin Çulhaoğlu

Mesaj  Mustafa Alacı Bir Ptsi Nis. 20, 2009 12:10 pm

Aynı Eski Rüya - Metin Çulhaoğlu

James Bond, malum mesleki yaşamında “düşman” ülkelerden çok dünyaya egemen olmak isteyen birtakım sapık heriflerle uğraşmıştır. Hayli karmaşık etnik kökenlere sahip bu kişiler, amaçlarını aksanlı da olsa genellikle düzgün bir İngilizceyle ve nazik bir üslupla anlatırlar. Aralarından biri (Doktor No) tutkularını karşısındaki Bond’a anlattığında, Bond tepkisini küçümseyici bir tarzda dışa vurur:

“Dünya egemenliği, gene aynı eski rüya...”

* * *

Kuşkusuz, sosyalistler düzgün insanlardır ve karşı tarafın bunca iftirasına karşın öyle mafyatik “dünya egemenliği” gibi niyetleri hiç olmamıştır. Gelgelelim, ne istediklerinin tam bilincinde olsunlar olmasınlar, pek çok sosyalistin “rüya” denebilecek eski bir tutkusu vardır. Bu tutkuyu, isterseniz batılı bir Marksist’in olumlayıcı sözlerinden dinleyelim:

“Belki de kendi döneminin Marksistleri arasında tek o, demokratik sosyalist bir toplum adına iktidara gelebilecek ve iktidarda kalabilecek bir siyasi hareketin, Marx’ın ekonomi politiğinin ve Lenin’in siyasetinin ötesine geçmesi gereği konusunda ısrarcı olmuştu.” (Douglas Dowd, Kapitalizm ve Kapitalizmin İktisadı, çeviren: Cihan Gerçek, Ayrıntı Yayınları 2008, s. 217).

Alıntıda geçen “o”, Gramsci’dir. Gramsci’den sonra bu ısrar, kimilerinde adeta bir sabit fikre dönüşerek pek çok solcuya sirayet etmiştir. Özellikle günümüzde, açıkça dile getirsinler getirmesinler, çok sayıda sosyalist böyle “aşkın” bir sosyalizm aranışı içindedir.

İşin aslına bakılırsa, gerek Marx’ın ekonomi politiğinin, gerekse Lenin’in siyasetinin “ötesine geçilmesi” gereken tarihsel bir evre elbette olacaktır. Bu evreyi şimdiden tasavvur etmekte herhangi bir sakınca da yoktur. Ama bu tasavvuru çok dallandırıp budaklandırmamak, dönüp bugüne yansıtmamak kaydıyla... Bu evre, Marx’ın Gotha Programı’nın Eleştirisi’ndeki adlandırmayla “komünist toplumun ileri evresi”dir. Öncesi yoktur. Özetle, siyasal iktidar için mücadele evresi şöyle dursun, komünist toplumun ilk evresi için bile Marx’ın ekonomi politiğinin ve Lenin’in siyasetinin “ötesine geçecek” bir hareket, adıyla sanıyla bir rüyadır.

Kimi sosyalistler için, hayli “eski bir rüya...”

* * *

Konuya, zorunluluklar alanı-özgürlükler alanı ilişkisi içinde bakılabilir.

Marx’ın ekonomi politiğinin, içerdiği maddi-nesnel belirlenimlerle bir “zorunluluklar alanı” tanımladığı açıktır. Peki, Lenin’in siyasetinin, bu zorunluluklar alanının ötesine sıçrayıp “özgürlükler alanına” yelken açtığı söylenebilir mi?

“Sıçrama” fiili temel alındığında, bu soruya verilmesi gereken yanıt “hayır” olmalıdır. Lenin’in siyaseti, Marx’ın ekonomi politiğinin ötesine, ancak belirli noktalarda ve belirli sınırlar içinde, onunla bağlarını koparmadan geçmiştir. Ortada bir düzlemden bir başkasına “sıçrama” değil, sınırların zorlanması vardır. Öyleyse, Lenin’in siyasetinin de “ötesine geçmek”, Marx’ın ekonomi politiğinin iki kere ötesine geçmek, bu anlamda Marx’tan kopmak anlamına gelir.

Peşinen söyleyelim: Tarihsel olarak bakıldığında, örneğin Stalin-Trotskiy zıtlaşmasının; günümüzde ise yeni sol aranışların, “nasıl bir sosyalizm?” istiharelerinin ve her tür “yenilenmeciliğin” özünde, yukarıda anlatılan türde bir “ötesine geçme” tutkusu yatar.

Daha önemlisi, “Ortodoksluk” denilen konum da, gerçek anlamını aynı bağlamda bulur. Marx’ın ekonomi politiğinin çizdiği sınırları siyasetle hiç zorlamayan bir “Ortodoksluğun” nereye gidebileceğini Bernstein’den başlayarak İkinci Enternasyonal deneyimi açıkça ortaya koymuştur. Aynı tür bir Ortodoksluğun günümüzde varabileceği yer, toplumsal formasyonun bütününden koparılmış bir sınıfa tapınmanın ve sendika cambazlığının çeşitli versiyonlarının ötesine geçemeyecektir. Marx’tan Lenin’in siyasetine geçiş ve Marx’la birlikte orada kalış ise, ekonomi politiğin sınırlarının zorlanmasıdır. Kimse çekinmesin, ürkmesin: Önümüzde, bu sınırların zorlanabileceği, ama belirlenimlerin büsbütün bir kenara bırakıldığı katıksız iradeciliğe de varmayan geniş bir “gri alan” bulunmaktadır.

* * *

Önümüzde yerel seçimler var...

Dar bir bölmede siyaset kızıştıkça kızışıyor...

Türkiye’nin felaketin eşiğinde olduğunu söylüyoruz....

Osmanlı’ya dönüş eğilimlerini tespit ediyoruz...

Bütün bunlar dururken, böyle bir konuya girerek uyuzumuzu mu kaşımış oluyoruz?

Böyle yaptığımız pek söylenemez. Yerel seçimler nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, Türkiye’de düzen siyaseti önümüzdeki dönemde hangi önemli kırılmaları yaşarsa yaşasın, sosyalizm mücadelesi verenlerin başat ve belirleyici gündemi değişmeyecektir: Topluma nüfuz etmek, dar bir bölmede akıp giden siyaseti toplumsallaştırmak, kitleselleşmek ve büyümek. Eğer başat ve belirleyici gündem buysa, Marx’ın ekonomi politiğinin Lenin’in siyaseti ile zorlandığı, sanıldığından çok daha geniş olan o “gri alanda” yapılacaklar büyük önem kazanacaktır.

* * *

Baştan bu yana söylenenlerle, kendi adıma, soL’da 16 Ağustos 2008 tarihinde yazılanlara (bkz. “Yeni Toplumsallık”) ilişkin gerekli sınırları ve “kırmızı çizgileri” koymuş olduğumu sanıyorum.

Evet, bir kez daha “yeni bir toplumsallık”; ama bunun birincil aracı siyaset ve örgütlenmedir (Lenin’in siyaseti). Bu toplumsallık, sınıfa doğru büzülmeyi değil, gerektiğinde sınıfı “mesleki” bir çeşitlilikle kuşatıp siyasallaştırmayı hedeflemelidir (ekonomi politiğin sınırlarının zorlanması).

Çıkış burada görünüyor. Çünkü sınıfın kendi başına, kendi özgül deneyimleriyle toplumsal-siyasal sürükleyicilik rolünü üstlenmesi, en azından bugün (ve yakın gelecek) için mümkün görünmüyor.

Ancak, altını özellikle çizmek gerekiyor: Yeni toplumsallık, kesinlikle ve kesinlikle, önce sivil toplumda hegemonya oluşturma, sonra da dört bir yandan kuşatılmış siyasal iktidara “teslim ol” çağrısı çıkarma türü bir vizyona oturmamaktadır.

Böyle bir vizyon “Lenin’in siyasetinin ötesine geçmek” demektir ki, bırakın 20. yüzyıl başlarını, günümüz için çok daha derin ve bir o kadar da aldatıcı bir rüyadır.

“Simulasyona” meraklı olanlar varsa, sosyalist iktidar öncesi senaryolarında “kale kuşatmaya” değil “meydan muharebesine” odaklanmalıdırlar.

Mustafa Alacı
Administrator
Administrator

Mesaj Sayısı : 488
Puanları : 5034
+ Rep : 0
Kayıt tarihi : 15/04/09
Nerden : İzmir

http://devrim.turkforumpro.net

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz