Yolumuz Devrim Aşkımız Devrim | DevrimForum |
Forumumuzda Daha İyi Vakit Geçirip Devrim ... İle İlgili Konular Hakkında Bilgi Alıp "Ulusal Kurtuluş Örgütü (UKÖ) " Ne Katılıp Burada Okuduğumuz Ve Aldığımız Bigileri Gerçek Hayatta da Yapabilmemiz İçin Sitemize Kayıt Olup "Ulusal Kurtuluş Örgütü (UKÖ) " Ne Katılmak İsterseniz "Ulusal Kurtuluş Örgütü (UKÖ) " Konusuna Gelip Başvuru Yapabilirsiniz İyi Forumlar Wink

Daha Fazla Siyasal İnisiyatif

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Daha Fazla Siyasal İnisiyatif

Mesaj  Mustafa Alacı Bir Ptsi Nis. 20, 2009 12:10 pm

Mart-Mayıs döneminin siyasal mücadele görevlerinin ekonomik kriz ve seçim mücadelesiyle birleşerek güçlü devrimci olanakları açığa çıkardığı süreç, bütün yakıcılığıyla ve katlanan önemiyle devam ediyor. İşçi ve emekçi kitlelerde, ezilen halklarda içten içe biriken tepki ve hoşnutsuzluk, kendisini değişik biçimlerde açığa çıkarıyor. Henüz birleşik ve militan bir iradeye dönüşememiş olsa da, işçi sınıfı ve ezilenlerin adımları, eylemleri sokakları ısıtıyor. Mart'tan Mayıs'ın tarihsel günlerinin eylemli ve kitlesel güç pınarları bu sürecin önemli eşikleri olacaktır. İşte, 8 Mart'ın kitlesel ve yaygın eylemli iradesi bunun ilk adımıdır.

Devrimin uzun yolculuğu, sınıfsal, siyasal ve toplumsal çelişkilerin bu denli yoğun olduğu ve üst üste bindiği Türkiye ve Kürdistan coğrafyasında, şüphesiz ki, evrimci bir yoldan ilerlemeyecektir. Milyonların 'uyuşukluğu', öfkeli ve yıkıcı patlamalarla, beklenilmeyen, hesapta olmayan sürprizlerle birlikte gelişecektir. Devrim, zafer ve yenilgilerle, küçük ya da büyük ayaklanmaların, belirsiz ve 'hareketsiz' süreçlerle birbirinin yerini aldığı, aynı sürecin içerisinde gerçeğin bu iki yönünün bir arada bulunduğu bir seyir izleyecektir.

Öyle olmasaydı, Gazi'nin ön gününde, bir faşist devlet provokasyonundan bir ayaklanma çıkacağını kim hesap edebilirdi? Daha bir gün önce kendi halinde evinde oturan kadınların, devletin yıkım saldırısına karşı Kurtköy'de, Derbent'te barikat başında birer militana dönüşmesini nasıl anlayabilir? Veya Seka'da, Seydişehir'de işyeri kapatılan işçilerin 'beklenmedik' karşı koyuşları? Açık ki kitleler, kendi yaşadıkları somut çelişkiler üzerinden devletle ve onun kolluk güçleriyle karşı karşıya gelmekten çekinmemekte, mücadeleci bir hesaplaşmaya girişmektedirler. Kitlelerin iradesi patlamalarla ve geri çekilmelerle açığa çıkmaktadır.

Rejim krizi üzerinde yükselen ve sıklaşan aralıklarla patlak veren siyasal kriz ve gittikçe derinleşen ekonomik kriz ise, devrimin bu bereketli toprağında toplumsal patlamalara katalizör etkisi yapabilir. Siyasal mücadelenin mantığı ve diyalektiği defalarca göstermiştir ki, siyasal mücadelede risk ve inisiyatif almayan bir siyasal kuvvetin devrim yapma iddiası yoktur. Dahası, yaşam ve siyaset yapma hakkını savunma iradesi yoktur. Devrimci iddia ancak her günkü siyasal mücadelenin içerisinde, verili duruma hücum etme iradesi ve refleksi inşa edilerek korunabilir. Deyim uygunsa her gün uyandığımızda farklı bir gündemle karşılaştığımız bir coğrafyada, devrimcilik üretmenin ön koşulu budur. Ancak bu yoldan, siyaseten anlamlı bir kuvvet, gelişmelere işçi sınıfı ve ezilenlerin çıkarları doğrultusunda yön verebilen bir öncü merkez inşa edilebilir.

Demek ki, daha çok yenip, çok yenileceğiz. Devrimci kavgada ve siyasal mücadelede yenilmeyi göze alamayanlar, yenmeyi başaramazlar. Sınıf mücadelesinin ve bunun siyasal mücadele biçimine dönüşmüş halinin doğal seleksiyonunda ancak, sınıf mücadelesinin teorisiyle kuşanmanın yanında, irade ve inisiyatifiyle siyasal mücadele görevlerini omuzlayanlar ayakta kalabilir. Sınıf mücadeleleri tarihinin o şaşmaz belleğine ve deneyimler hazinesine kaydedilecek olan da budur.

Bu yalın gerçeklik, ESP'nin teori ve pratiğinde doğrulanmaktadır. Devrimci hareketimizin iddiasız ve kendiliğindenci geleneksel devrimciliği içerisinde 'ayrıcalıklı' olan bu durum, gerçekte devrimciliğin ve siyasal mücadelenin doğal halidir. ESP'ye yönelik 10 Mart polis/devlet terörü, bu hattın bir kez daha doğrulanmasından başka bir anlama gelmez.

Sınıf mücadeleleri tarihi gibi, egemen sınıf olarak örgütlenmiş, on yılların yönetme bilincine ve deneyimine sahip olan burjuvazi de; kendi sınıf bilinci, sezgisi ve deneyimiyle ezilen sınıflara ve onların siyasal öncülerine karşı sınıf mücadelesi yürütürken son derece bilinçli hareket etmektedir.

Türk burjuvazisi ve polisi, kendi çıkarları bakımından güncel ve potansiyel tehditleri ve tehdit eden güçleri algılamada ve saldırının hedefine oturtmada ustalaşmıştır. Daha seçici davrandığı, siyasal sürecin çözümlemesi ve önceliklerine göre hareket ettiği ortadadır. Emperyalist güçler gibi, uluslararası burjuvazinin sosyal patlama tahlil ve beklentilerinin bilincinde olarak, kriz ve toplumsal patlamalar coğrafyasında, bu patlama dinamikleriyle buluşacak, dahası bu dinamikleri ilerletecek öncü güçlere yönelmektedir.

Örneğin, burjuvazinin Obama'nın ziyaretine hazırlandığı koşullarda, kendisine sorun çıkaracak güçlerin kimler olduğuna Bush'un ziyareti deneyiminden hareketle sahiptir. Kürdistan devrimi ve Kürt halk serhildanlarıyla Batı'da işçi ve emekçi hareketini buluşturma, halklarımızın kardeşliği ve emekçi çözüm alternatifini yükseltme dinamiğini kimlerin taşıdığını görmektedir. Öncesi bir yana, seçim mücadelesi ekseninde açığa çıkan kardeşleşme pratiği bile egemenleri ürkütmeye yetmektedir. 10 Mart saldırısının ön günlerinde, öncelikle ortak sosyalist adayların seçim çalışmalarına saldırmaları ve provokasyon girişiminde bulunmaları tesadüf değildir.

Demek ki, devletin faşist terörü öncelikle işçi sınıfı ve ezilenlerden yana siyasal mücadelede iddia, refleks ve inisiyatif sahibi olanlara yönelmektedir. Bu iddia ve inisiyatifin taşıdığı güncel ve potansiyel tehdit bertaraf edilmek istenmektedir. Tasfiye edilmeye ve iktidarsızlaştırılmaya çalışılan işçi sınıfı ve ezilenlerin siyaset yapma iradesidir. 8-21 Eylül tasfiyeci faşist saldırılarından 10 Mart'a açığa çıkan gerçek budur.

Öyleyse, 10 Mart'ta tekrarlanan faşist devlet terörünün yapıcılara yüklediği en somut görev de, siyasal mücadelede daha fazla inisiyatif, girişkenlik üstlenmek ve iddia büyütmektir. Var olanla yetinmeden, geride kalan sürecin refleks düzeyinde yer yer yarattığı kireçlenmeleri de bertaraf ederek, dahası siyasallaşma düzeyini yükselterek saldırı yanıtlanmalıdır. Tepeden tırnağa siyasallaşmış öncü irade ve onun oluşturucu bütün kuvvetleri, tasfiyeci faşist saldırganlığı boşa düşürdüğü oranda, devrimin devasa görevlerini üstlenebilir.

Şimdi bütün yapıcılar, bildikleri ve yaptıklarıyla yetinmeksizin siyasal mücadele bilincini ve pratiğini sınava tabi tutmalıdırlar. Öncü çıkışlar kadar kitlelerle birlikte politika yapma yeteneğini, onlarca gündem içerisinde öncelikler sıralaması yapma ve refleks verme düzeyini, siyaset gücünü örgüte ve eyleme dönüştürme basiretini ve daha onlarca görev ve fonksiyonunu, 10 Mart saldırısının gerçekleri ışığında bir kez daha devrimci tarzda sorgulamalıdır. Bu bakımdan henüz yolun başında olduğumuz, sınıf mücadelesinin her düzeyinin, bu düzeyin gereklerine göre düzenlenmiş bir konumlandırma gerektirdiği asla unutulmamalıdır.

Mart-Mayıs dönemi, öncünün ve her bir yapıcının, 10 Mart faşist saldırganlığıyla güncellenmiş siyasal mücadele kavrayışı ve pratiğinin siyasal deneme sahasıdır. Newroz'un arındıran ve tutuşturan ateşinin harlanmasından seçim mücadelesinin son etabının başarıyla koşulmasına, devrimci önderlerin layıkıyla anılmasından burjuvaziyle irade savaşına ve meydan muharebesine dönüşecek 1 Mayıs mücadelesine kadar tarihsel günler önümüzde duruyor. Daha önemlisi, ekonomik krizin ısıttığı ortamda ezilenlerin öfkeli patlamalara dönüşecek toplumsal hareketi, komünist öncünün ve yapıcıların eyleminin öncelikli ilgi alanında olacaktır. Yerelleşme perspektifiyle, her bir yerelin kendi koşullarında anlam taşıyan gündemleri kadar, siyasal mücadelenin güncelleştireceği çok sayıda siyasal ve toplumsal gelişme de öncünün eylem ve etkinlik alanı içerisinde olacaktır.

Şimdi saldırıya yanıtı, saldıranların en korktuğu alandan, aktif siyasetin içinden güçlü olarak verme zamanıdır. Hiçbir dağınıklığa izin vermeden, toparlayarak ve birleştirerek yürümek, yakın ve orta vadeli hedeflere kilitlenme dikkatini düşürmemek, bu saldırıdan da dimdik çıkmanın, dahası güçlenmiş olarak çıkmanın koşuludur. 'Eylül'den 'Mart'a, düşmanı “siz fazla toparlandınız, tehlikeli oldunuz” noktasına getiren refleks, o günden bugüne siyasal mücadele zemininde alınan gelişme yolunun sonucudur. Yapıcıları bir düşman saldırısı ortasında ileriye fırlatan kuvvet, bugün daha ileriye fırlamanın, dostu da düşmanı da şaşırtmanın siyasal kuvvetidir. 'Bize gücünüz yetmez'in somut karşılığı budur.
Atılım

Mustafa Alacı
Administrator
Administrator

Mesaj Sayısı : 488
Puanları : 5034
+ Rep : 0
Kayıt tarihi : 15/04/09
Nerden : İzmir

http://devrim.turkforumpro.net

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz